İçimizdeki Şiddet

siddetonkapakİÇİMİZDEKİ ŞİDDET: RUHSALDAN TOPLUMSALA ŞİDDET GÖRÜNGÜLERİ

Derleyen: Fulya Algın Tokmak

Bilgi Üniversitesi Yayınları

Psike İstanbul Psikanaliz Kitaplığı Konferanslar 9

İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) tarafından düzenlenen “İçimizdeki Şiddet, İçinde Yaşadığımız Şiddet” başlıklı sempozyumdaki sunumların yazılı hale getirilmesi ile ortaya çıkan bu kitapta psikanalitik kuram ve uygulamalardan yola çıkarak şiddet ve ruhsallık ilişkisi hakkında farklı tartışmaları sanat, tarih ve güncel meseleler eşliğinde takip edeceksiniz.

Biliyoruz ki tekrarlayan travmalar ruhsallığın temsil etme ve ilişki kurma yetisine saldırır.  Yalnızlaşmamak, kendiliğimizle ve birbirimizle bağlarımızı yitirmemek için düşünmeye, çalışmaya ve üretmeye devam etmemiz gerekiyor. Bedenlerimizde, günlük yaşantımızda hissettiğimiz ve geleceğimizi ipotek altına almaya çalışan şiddet karşısında ruhumuzu koruyabilmenin başka yolu yok.  Seans odalarımız elle tutulur gerçeklikte bir dış dünya şiddeti ile çevrelenmişken psikanalistler olarak hem odanın içinde, hem dışarıda bir anlam bulma gayreti içindeyiz.  Pınar Limnili

Analitik çalışmada, analistin nefreti kapsama ve keşif kapasitesinin büyük önem arz ettiği kabul edilmektedir. Toplumdaki yıkıcılık ve bunun terörizm ve siyasi baskı edimlerindeki temsiliyeti göz önünde bulundurulduğunda, kapsayıcılık kuvvetlerinin neler olabileceğini araştırmak gerekir. İstikrarlı ve olgun bir demokrasinin önemli bir kapsayıcılık etkeni olduğu aşikârdır; ne var ki toplumun normal yapılarının ilkel durumlara indirgendiği şartlarda da bu kuvvetler makul olarak desteklenmelidir… Nicholas Temple

  1. Benjamin “tarihçi”nin anlatımı ile “gerçekleşmiş”in hatırlanması arasında bir fark gözetir. Tarihçilik anlatımı, geçmiş olayların, duygulanımlardan arındırılmış standart bir versiyonunu kurar. Buna zıt olarak gerçekleşmişin hatırlanması ise, susturulmuş ve muzafferler tarafından aklanmış olsa bile geçmişin duygusal bir biçimde geri gelmesidir. Mesafeli anlatımın belleği hâlihazırda var olan düşünme biçimlerini güçlendirmeye, âdeta onay dilenerek hizmet ederken, yeni fikir ancak ve ancak gerçekleşmişin hatırlanmasıyla doğabilir; böylece geçmişten gelen, sessiz ama konuyla ilişkili bir şey nihayet anlaşılırlık kazanır… Irène Nigolian

İçindekiler

Derleyen ve Yazarlar

Derleyenin Önsözü Fulya Algın Tokmak

Sempozyum Açılış Konuşması Gülgün Alptekin

11 Eylül: Askeri Diktatörlük ve Psikotik Dönem – 1973 David Rosenfeld

Ailedeki Şiddetten Toplumsal Cinnete Yavuz Erten

“Radyasyondan Koşarak Kaçmak”: Savaş ve Çocuk Onur Saltuk Dönmez

Öteki Şiddet Cüneyt Bilen

Kitabe-i Sengi Mezar: Şiddet ve Zorunlu Göçün Nesiller Arası İntikalini Efsaneler-Söylemler ve Yazılı Edebiyattaki İzlerinden Psikanalizin Düşüncesi ile Takip Etmek Gökhan Oral

Yıkıcı İçsel Evreler: Depresyon, İntihar ve Cinayet Nicholas Temple

Kadına Şiddet Sorununa Queer Bir Yaklaşıma Doğru Alev Özkazanç

Erkek Şiddetiyle Mücadelede Kadınların Güçlenmesi –Mor Çatı Deneyimi: Şiddeti Adlandırmak Selime Büyükgöze

Cumartesi Anneleri: Şiddetin İnkârı Karşısında Yirmi Yıl Melis Tanık Sivri

İnkârın Kimlik Şiddeti veya Herkesi Delirtme Çabası Irène Nigolian

Resmi Tarih Yazımında “İnkârın Rafineleştirilmesi”ni Ruhsallık Terimleriyle Düşünmek Nilüfer Erdem

İnkârın Kilden Ayaklarının ve Yalanın Betondan Temelinin Durumu: İnkâr ve Yalan Arasındaki İlişkiye Dair Bir Değerlendirme Berdj Papazian

Hayati Olan Nedir? Şiddet Neyi Koruyor? Bedeni mi? Arzuyu mu? Derya Kulu

Nesilden Nesile Aktarım Gülgün Alptekin

Toplumsal Çatışmadan Bireysel Yokoluşa: Türkiye’de Kürtler Ayla Yazıcı

İçinde Yaşadığımız Coğrafyanın Bir Niteliği: Ötekinin Karanlığında Özneyi Aramak Sezai Halifeoğlu

Şiddetin Paradoksları Zehra Eryörük

Şiddet İçeren Politikalara Karşı Psikanalistlerin Duruşu Nasıl Olmalıdır? Aslı Day

Şiddet İçeren Devlet Politikalarına Karşı Psikanalistlerin Duruşu Nasıl Olmalıdır? Hanna Segal Örneği Bella Habip

İçinde Yaşadığımız Şiddet: Suskunluk Meltem Temiz

Şiddet ve Yaratıcı Sanat: Yaratmanın Şiddetine Karşılık Akıp Giden Zamanın Şiddeti Leyla Tanoğlu

Birincil Düşlemlerdeki Şiddetin Louise Bourgeois’nın Eserlerinde İncelenmesi Nayla de Coster

Sempozyum Kapanış Konuşması Pınar Limnili

Dizin

 

 

Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat

ruyalardan-gerceklige-psikanaliz-ve-sanat

Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat’ta Özden Terbaş psikanalizin hem klinik yönüne hem de sanatla olan etkileşimine odaklanıyor. Eserin “Klinik” kısmında Freud’un rüyalardan bilinçdışı fanteziye ve ruhsal gerçekliğe evrilen kuramlaştırma süreci ortaya konuyor; rüyaların ve bilinçdışı fantezilerin işlevleri üzerinde duruluyor; aktarım ve karşı aktarım kavramları çağdaş görüşler eşliğinde tartışılıyor. Bu kısımda yas ve melankoli üzerine ayrıntılı bir tartışmaya yer verilmesinin yanı sıra, Kleincı kuramın temel tezleri de tanıtılıyor. “Sanat” kısmında ise, sanat eserine yapı kazandırabilecek temel motifler vurgulanıyor, bir sanat eserinin psikanalitik açıdan yorumlanabilmesine yönelik temel yaklaşımlara değinilerek nesnel ve öznel okumanın birleştirilebilmesinin önemi üzerinde duruluyor; örnek olarak Franz Kafka’nın Dava’sı ve  Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş adlı romanı inceleniyor. Bu kısımda ayrıca David Cronenberg’in Ölü İkizler, Michael Haneke’nin Piyanist, Ingmar Bergman’ın Güz Sonatı ve  Kim Ki-duk’un İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar adlı filmi psikanalitik açıdan yorumlanıyor.

 

“Psikanalizde yorumun diyalektik olarak birbirini tamamlayan ikili bir işlevi olduğu düşünülebilir; ilki, hastanın bilinçdışının kılık değiştirmiş unsurlarını, gizli kalmış yanlarını ortaya çıkarmayı hedefleyen yontma işlevi, ikincisi ise birbirinden bölünüp ayrı tutulan tarafların birleştirilme ve bütünleştirilme işlevi. İlk işlev bir heykelin yontulmasına, ikinci işlev ise bir resme renkler eklenmesine benzetilebilir. Duyguların değişik tonlarının keşfedildiği ve işlendiği göz önüne alındığında psikanalizin bir sanat çalışmasını andırdığı söylenebilir. Analizanın çağrışımlarıyla, analistin yorumlarıyla (aslında esas olarak analizanın kendi yorumlarıyla) ilerleyen analiz süreci söze dayanan, sözlerin iletildiği, yoğrulduğu ve dönüştürüldüğü bir süreçtir. Bu anlamda analizan ve analist tarafından yaratılan alan, seansın kendisi bir sanat eseridir; bir şiirdir psikanaliz! Şair şiirini oluştururken, onu ilmek ilmek dokuyup yüreğinde yoğururken, şiir de şairi yazar; onu dönüştürür, yaratır. Bu durum analist-analizan ilişkisi için de geçerlidir. Analizanın (analiz edilenin) iç yolculuğunda, analist (analiz eden) de sarsılır, işlenir, dönüşür ve adeta baştan yaratılır.”

 

Özden Terbaş

Sinema ve Psikanaliz: Filmler ve Bilinçdışı

sinema-psikanaliz-1

1895 yılı insanlık tarihinde bilimin ve sanatın gelişimi açısından bir dönüm noktasıdır. Freud’un Breuer’le birlikte Histeri Üzerine Çalışmalar’ı yayımladığı bu yıl, yeni bir disiplin olan psikanalizin doğuşunu müjdeler. Bu çalışmayla Freud psikanalizin klinik ve kuramsal temellerini ortaya koyar. Aynı yıl Paris’te Lumière kardeşler ilk filmi bir duvara yansıtırlar. Yeni bir sanat dalının, sinemanın doğumuna tanık olur dünya. Bir süre sessizlik ve temassızlık döneminin ardından, bu iki disiplinin birbirleriyle etkileşime girmeleri kaçınılmaz olacaktır.

Bu kitap, bu iki disiplinin ülkemizdeki etkileşimi üzerine odaklanan bir ilk kitap olma özelliğini taşıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları ve İstanbul Psikanaliz, Eğitim,  Araştırma ve Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) işbirliğiyle yayımlanan bu derleme, Psike İstanbul bünyesindeki psikanalistler ve psikanalist adaylarıyla ve izleyenlerin etkin katılımlarıyla birlikte oldukça verimli bir atmosferde geçen “Sinema Akşamları” (2010-2011 dönemi) toplantılarını okuyucuyla buluşturmayı hedefliyor.

Bu derlemenin giriş bölümünde sinema dilinin özellikleri irdeleniyor, filmlerin ve rüyaların oluşum süreçlerindeki benzerlikler üzerinde duruluyor ve psikanalitik eleştiri alanındaki temel yaklaşımlar vurgulanıyor. Ardından Avrupa, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika, Uzak Doğu ve Türkiye sinemasından iz bırakmış örnekler – Michael Haneke’nin Piyano Öğretmeni, Christophe Barratier’in Koro, Lars von Trier’in Deccal, Stephen Daldry’nin Okuyucu, Wim Wenders’in Paris-Texas, Lee Daniels’inDeğerli, Giorgos Lanthimos’un Köpekdişi Ferid Boughedir’in Terasların Çocuğu, Oliver Parker’ınDorian Grey’in Portresi, Claude Sautet’nin Ayazda Bir Yürek, Reha Erdem’in Hayat Var ve Hayao Miyazaki’nin Gökteki Kale filmleri – psikanalitik olarak yorumlanıyor ve tartışılıyor.

Sinemaya ve uygulamalı psikanalizin sinema alanındaki çalışmalarına ilgi duyan herkesin ilgisini çekeceğini düşündüğümüz bu derlemede öne çıkan belli başlı temalar; değişik karakter örgütlenmeleri, müzik ve yaratıcılık, travmanın kuşaklar boyu iletimi, ensest olgusu, ilk sahne ve iğdiş edilme, ruhsal-cinsel gelişim, Oidipus karmaşası, ruhsal inziva ve yas olgusu.

ÖZDEN TERBAŞ AYŞE LEYLA TANOĞLU YAVUZ ERTEN NAYLA DE COSTER GÜLGÜN ALPTEKİN SİBEL MERCAN SEZAİ HALİFEOĞLU NİLÜFER ERDEM IŞIN SAYIN TAMERK ÜMİT EREN YURTSEVER

 

Sinema ve Psikanaliz 2: Kayıp ve Zaman

sinema-psikanaliz-2

Bu derleme kayıp nesnenin, öznedeki kaybın/eksikliğin ve zamanın izini sürerek sinemada hangi renklerle, seslerle ve sessizlikle temsil edildiğine odaklanıyor. Derlemenin giriş bölümünde öznenin doğumundan ölümüne dek yas sürecini tetikleyen farklı kayıp deneyimlerine değiniliyor:

“Başlangıçta kayıp vardır! İnsan yavrusu yaşama gözlerini açtığında rahim içi yaşamın sağladığı huzurlu ve rahat ortamı kaybeder; yaşama ağlayarak tutunur. Anne memesinden kesilmeyle devam eder kayıplarla dolu yolculuğumuz; son nefesimizi verene dek! Yaşadığımız her bir kayıp bizi kaçınılmaz bir şekilde yas sürecine sürükler; kayıp karşısındaki kırılganlığımızı ve çaresizliğimizi gözler önüne serer ve ölümsüz birer varlık olduğumuza dair bilinçdışı fantezimiz darbe alır…”

Derlemede daha sonra zamanın anlamı, zaman algısının kökeni, zamanın geçişi ve yaşam deneyimi arasındaki ilişki üzerinde duruluyor. Bu bölümde ayrıca psikanalizin zaman muammasını aydınlatmaya yönelik temel paradigmaları ve katkıları ile psikanalitik tedavi sürecinde zamanın nasıl temsil edildiği gözden geçiriliyor; psikanalizin, zamanın algılanmasına ilişkin derinlik yaratan bir deneyim olduğu vurgulanıyor:

 “…Seansın başında devrede olan, analizanı düşlemsel bir dünyaya sunan annesel zamanın tersine, seans sonunda varlığı hissedilen babasal zaman, onu iç gerçekliğinden, düşlemsel dünyasından ayırır ve yeniden dış gerçekliğe davet eder. Bu deneyim sonradan anlamlandırmayla yerini bulacak, işlenecek ve derinlik sağlayacaktır. Seansın zamanının sona ermesi gibi, insanın kendi zamanının da bir sonu vardır; yani o bir ölümlüdür, eksiktir, iğdiş edilmiştir. Zaman içinde varlık olma, ölüme doğru bir varlık olma bilincinin gelişmesini sağlar. Zamana ilişkin bütün bu deneyim süreci ruhsallıkta zamanın dördüncü boyut olarak temsilinin oluşabilmesinin yolunu açacaktır…”

Derlemede film tartışmaları bölümü bir psikanalitik komedi filmiyle açılıyor: Jan Švankmajer’in Hayatta Kalmak (Kuram ve Uygulama) filmini Andrea Sabbadini’nin yorumuyla sunuyoruz. Kayıp temasına yer verdiğimiz ilk bölümde Stephen Hopkins’in Peter Sellers’in Yaşamı ve Ölümü, Tim Burton’un Büyük Balık, Ingmar Bergman’ın Yaban Çilekleri, Özcan Alper’in Sonbahar, Ouine Lecomte’un Yepyeni Bir Hayat ve Michael Radford’un 1984 filmleri psikanalitik açıdan tartışılıyor. İkinci bölümde ise Alain Resnais’nın Hiroşima Sevgilim, Peter Howitt’in Rastlantının Böylesi, Mike Leigh’in Ömrümüzden Bir Sene, Victor Erice’in Yaşam Hattı, Anne Fontaine’nin Yasak Aşk, Theo Angelopoulos’un Sonsuzluk ve Bir Gün, Steven Speilberg’in Yapay Zekâ, Harold Ramis’in Bugün Aslında Dündü, Spike Jonze’nin Aşk, Peter Weir’ın Truman Show ve Marc Forster’ın Lütfen Beni Öldürme filmleri zaman teması bağlamında ele alınıp yorumlanıyor.

ANDREA SABBADİNİ  YAVUZ ERTEN  YEŞİM KORKUT  ÖZDEN TERBAŞ  BERRAK CİĞEROĞLU  NİLÜFER GÜNGÖRMÜŞ ERDEM  SİBEL MERCAN  İREM ANLI  NAYLA DE COSTER  MERAL ERTEN  MELİS TANIK SİVRİ

Hareketli İmgeler: Filmler Üzerine Psikanalitik Yansımalar

hareketli-imgelerAvrupa Psikanalitik Film Festivali Direktörü ve Uluslararası Psikanaliz Dergisi’nin film bölümü editörü olan Andrea Sabbadini bu eserinde filmleri psikanalitik açıdan yorumlayarak anlaşılmasını hedeflerken onlarca filmi ele almaktadır. Filmleri sadece eğlence aracı olarak değil, karakterlerini, ruhsal eğilimlerini, öykülerini ve hikâyelerini keşfetmek ve anlamak için aydınlatıcı bir eser olan Hareketli İmgeler: Filmler Üzerine Psikanalitik Yansımalar, terapistlerin ve araştırmacıların olduğu kadar sinemayla ilgilenen herkesin ilgisi çekecektir.

“Sonuçta mesele sinemanın psikanaliz için veya psikanalizin sinema için potansiyel değerini öncelemek değil, onlara yapay bir ayrışma dayatmadan bu iki yaklaşım arasında yaratıcı bir gerilimi muhafaza etmektir.

(…)

Muhtemelen rahatsız edici bir şekilde sakinleştirici nitelikteki çınlayan zilleri olan atlı araba, ekrana yansıtıldığını gördüğümüz her şeyin ta başından beri bir rüya olduğunu göstermektedir; bu, düşlem ve gerçek, arzu ve arzunun doyumu gibi birbirlerinin varoluş nedenidir ve her zaman birleşmiş haldedir. Ve böylesi sanat eserleri, örneğin iyi bir film, en nihayetinde birbirinden ayırt edilemez olduklarını bize hatırlatma işlevine sahiptir.

(…)

Şimdi bize “Nedir?” sorularını sorduran bu merak oldukça haklı da görünüyor. Aslına bakılırsa bazı insanları film yapmaya yönelten, diğerlerine izlettiren şey meraktır. Bazı insanları psikanalist olmaya yönelten, diğerlerini de divana uzandıran şey meraktır. Ve yine, merak yüzünden bazıları psikanaliz ve sinema arasındaki karmaşık ve büyüleyici ilişki üzerine düşüncelerini yazmaya kapılırken, diğerleri de onları okumaya kapılmış olabilir.”

Andrea Sabbadini

 

Hareketli İmgeler’de Sabbadini beyazperdeden izleyiciye yansıtılanları psikanaliz deneyiminin ve kuramının sağladığı bir perspektifle yorumluyor; sinema sanatı içinde gelişen değişik akımlara yer vermesinin yanı sıra, film incelemelerini mitolojik öykülerle harmanlıyor, resim sanatının ve müziğin izlerini duyumsuyor ve içimizde değişik imgeleri harekete geçirerek zenginleşmemize katkıda bulunuyor. Hareketli İmgeler, çocukluktan, erişkinliğe evrilen süreçte insanın iç dünyasının sinemada nasıl temsil edildiğini betimliyor; bu süreçte, sinemada “gölgelerin ve ışıkların birbirini tamamlaması” gibi, insanın karanlık ve aydınlık yönlerinin de birbirini tamamladığını ortaya koyuyor ve sinemayla psikanaliz arasında bir köprü olma işlevini başarıyla yerine getiriyor.

Özden Terbaş