Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat

Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat’ta Özden Terbaş psikanalizin hem klinik yönüne hem de sanatla olan etkileşimine odaklanıyor. Eserin “Klinik” kısmında Freud’un rüyalardan bilinçdışı fanteziye ve ruhsal gerçekliğe evrilen kuramlaştırma süreci ortaya konuyor; rüyaların ve bilinçdışı fantezilerin işlevleri üzerinde duruluyor; aktarım ve karşı aktarım kavramları çağdaş görüşler eşliğinde tartışılıyor. Bu kısımda yas ve melankoli üzerine ayrıntılı bir tartışmaya yer verilmesinin yanı sıra, Kleincı kuramın temel tezleri de tanıtılıyor. “Sanat” kısmında ise, sanat eserine yapı kazandırabilecek temel motifler vurgulanıyor, bir sanat eserinin psikanalitik açıdan yorumlanabilmesine yönelik temel yaklaşımlara değinilerek nesnel ve öznel okumanın birleştirilebilmesinin önemi üzerinde duruluyor; örnek olarak Franz Kafka’nın Dava’sı ve Jerzy Kosinski’nin Boyalı Kuş adlı romanı inceleniyor. Bu kısımda ayrıca David Cronenberg’in Ölü İkizler, Michael Haneke’nin Piyanist, Ingmar Bergman’ın Güz Sonatı ve Kim Ki-duk’un İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış… ve İlkbahar adlı filmi psikanalitik açıdan yorumlanıyor.
“Psikanalizde yorumun diyalektik olarak birbirini tamamlayan ikili bir işlevi olduğu düşünülebilir; ilki, hastanın bilinçdışının kılık değiştirmiş unsurlarını, gizli kalmış yanlarını ortaya çıkarmayı hedefleyen yontma işlevi, ikincisi ise birbirinden bölünüp ayrı tutulan tarafların birleştirilme ve bütünleştirilme işlevi. İlk işlev bir heykelin yontulmasına, ikinci işlev ise bir resme renkler eklenmesine benzetilebilir. Duyguların değişik tonlarının keşfedildiği ve işlendiği göz önüne alındığında psikanalizin bir sanat çalışmasını andırdığı söylenebilir. Analizanın çağrışımlarıyla, analistin yorumlarıyla (aslında esas olarak analizanın kendi yorumlarıyla) ilerleyen analiz süreci söze dayanan, sözlerin iletildiği, yoğrulduğu ve dönüştürüldüğü bir süreçtir. Bu anlamda analizan ve analist tarafından yaratılan alan, seansın kendisi bir sanat eseridir; bir şiirdir psikanaliz! Şair şiirini oluştururken, onu ilmek ilmek dokuyup yüreğinde yoğururken, şiir de şairi yazar; onu dönüştürür, yaratır. Bu durum analist-analizan ilişkisi için de geçerlidir. Analizanın (analiz edilenin) iç yolculuğunda, analist (analiz eden) de sarsılır, işlenir, dönüşür ve adeta baştan yaratılır.”
Özden Terbaş
Psikanalitik Açılımlar: Dürtüden Düşleme Simgeden Düşünceye

Zihnin işlevleri arasında yer alan düşlemleme, simgeleştirme ve düşünmeyi nasıl anlamlandırabiliriz? İnsanın diğer insana ve kendine yönelik yıkıcılığının ruhsal kaynakları nelerdir? Narsisist bireyin dinamiklerini ve grup içindeki narsisistik süreçleri nasıl yorumlayabiliriz? Ortaya konan tüm bu sorunsalı tartışmaya çalışan Psikanalitik Açılımlar, psikanaliz pratiğinde karşılaşılan ruhsal sağkalım, anlam arayışı, yorumlama gibi meseleler üzerinde de düşünmeye davet ediyor okuyucuyu.
“Bir Oidipal örgütlenme türü olmadan simgeleştirme olmaz, iki farklı özne arasında bir üçüncü işlevi görecek ve birbiri için bir metaforlaştırma süreci kuracak bir ayrım olmadan da simgeleştirme olmaz. Uyarım kalkanı, her şeyden önce cinsiyetlerin ve nesillerin çifte farklılığının örgütleyici niteliğini kuran üçüncülüğün meyvesidir.” René Roussillon
“Hataya düşerek sıklıkla yenilik veya gelişim gibi ele alınan mevcudiyet, birlik ve aynılık ile kendisiyle karşılaşmak düzeni bir hayli sarssa dahi üretken, hakiki farklılık ile yaratıcı başkalık. Ona ne denli kıymet verilse, gittikçe arttığı düşünülse de bilgi, kuşkusuz daima gölgesi cehaletin eşliğindedir.” Chris Joannidis
“Ruhsal sağkalım kavramı, anne-Ötekinin ihtiyaçları alışını bebeğin içselleştirmesi üzerinde durur. Bebeğin… birincil ruhsal yaratıcılığı ile anne-Ötekinin bebeğin ihtiyaçlarına karşılık verebilme kapasitesi bağlamında sağ kalmakla kalmamak arasında gidip gelmesi arasındaki dinamik, öznenin iç dünyasını renklendirir, şekillendirir. Ve yeterince iyi gelişim, nesnenin ruhsal sağkalımına bağlıdır.” Jan Abram
“[Ş]ekilsiz bizi benlik tarafından içsel süreçlerinin ve sınırlarının algılanması ve altbenlik tarafından dürtüsel süreçlerinin algılanmasının karşılaştığı sınırlara getiriyor… İçinden doğduğu bu sınırların yerlemsel, dinamik ve ekonomik boyutları vardır… Öyleyse bu acıyı duymak ve buna dayanmak kapasitesini ima eder: İşte bu kapasite bazı değişim değerindeki anlarda yeni bir müzik ya da her hâlükârda yeni armoniklerin yelken açmasını sağlayacaktır.” Jacques Press
ÖZDEN TERBAŞ RENÉ ROUSSİLLON CHRİS JOANNİDİS YAVUZ ERTEN NİLÜFER ERDEM HERBERT ROSENFELD RONALD BRİTTON JAN ABRAM JACQUES PRESS M. BİLGİN SAYDAM
Sinema ve Psikanaliz: Filmler ve Bilinçdışı

1895 yılı insanlık tarihinde bilimin ve sanatın gelişimi açısından bir dönüm noktasıdır. Freud’un Breuer’le birlikte Histeri Üzerine Çalışmalar’ı yayımladığı bu yıl, yeni bir disiplin olan psikanalizin doğuşunu müjdeler. Bu çalışmayla Freud psikanalizin klinik ve kuramsal temellerini ortaya koyar. Aynı yıl Paris’te Lumière kardeşler ilk filmi bir duvara yansıtırlar. Yeni bir sanat dalının, sinemanın doğumuna tanık olur dünya. Bir süre sessizlik ve temassızlık döneminin ardından, bu iki disiplinin birbirleriyle etkileşime girmeleri kaçınılmaz olacaktır.
Bu kitap, bu iki disiplinin ülkemizdeki etkileşimi üzerine odaklanan bir ilk kitap olma özelliğini taşıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları ve İstanbul Psikanaliz, Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) işbirliğiyle yayımlanan bu derleme, Psike İstanbul bünyesindeki psikanalistler ve psikanalist adaylarıyla ve izleyenlerin etkin katılımlarıyla birlikte oldukça verimli bir atmosferde geçen “Sinema Akşamları” (2010-2011 dönemi) toplantılarını okuyucuyla buluşturmayı hedefliyor.
Bu derlemenin giriş bölümünde sinema dilinin özellikleri irdeleniyor, filmlerin ve rüyaların oluşum süreçlerindeki benzerlikler üzerinde duruluyor ve psikanalitik eleştiri alanındaki temel yaklaşımlar vurgulanıyor. Ardından Avrupa, Kuzey Amerika, Kuzey Afrika, Uzak Doğu ve Türkiye sinemasından iz bırakmış örnekler – Michael Haneke’nin Piyano Öğretmeni, Christophe Barratier’in Koro, Lars von Trier’in Deccal, Stephen Daldry’nin Okuyucu, Wim Wenders’in Paris-Texas, Lee Daniels’inDeğerli, Giorgos Lanthimos’un Köpekdişi, Ferid Boughedir’in Terasların Çocuğu, Oliver Parker’ınDorian Grey’in Portresi, Claude Sautet’nin Ayazda Bir Yürek, Reha Erdem’in Hayat Var ve Hayao Miyazaki’nin Gökteki Kale filmleri – psikanalitik olarak yorumlanıyor ve tartışılıyor.
Sinemaya ve uygulamalı psikanalizin sinema alanındaki çalışmalarına ilgi duyan herkesin ilgisini çekeceğini düşündüğümüz bu derlemede öne çıkan belli başlı temalar; değişik karakter örgütlenmeleri, müzik ve yaratıcılık, travmanın kuşaklar boyu iletimi, ensest olgusu, ilk sahne ve iğdiş edilme, ruhsal-cinsel gelişim, Oidipus karmaşası, ruhsal inziva ve yas olgusu.
ÖZDEN TERBAŞ AYŞE LEYLA TANOĞLU YAVUZ ERTEN NAYLA DE COSTER GÜLGÜN ALPTEKİN SİBEL MERCAN SEZAİ HALİFEOĞLU NİLÜFER ERDEM IŞIN SAYIN TAMERK ÜMİT EREN YURTSEVER
Sinema ve Psikanaliz 2: Kayıp ve Zaman

Bu derleme kayıp nesnenin, öznedeki kaybın/eksikliğin ve zamanın izini sürerek sinemada hangi renklerle, seslerle ve sessizlikle temsil edildiğine odaklanıyor. Derlemenin giriş bölümünde öznenin doğumundan ölümüne dek yas sürecini tetikleyen farklı kayıp deneyimlerine değiniliyor:
“Başlangıçta kayıp vardır! İnsan yavrusu yaşama gözlerini açtığında rahim içi yaşamın sağladığı huzurlu ve rahat ortamı kaybeder; yaşama ağlayarak tutunur. Anne memesinden kesilmeyle devam eder kayıplarla dolu yolculuğumuz; son nefesimizi verene dek! Yaşadığımız her bir kayıp bizi kaçınılmaz bir şekilde yas sürecine sürükler; kayıp karşısındaki kırılganlığımızı ve çaresizliğimizi gözler önüne serer ve ölümsüz birer varlık olduğumuza dair bilinçdışı fantezimiz darbe alır…”
Derlemede daha sonra zamanın anlamı, zaman algısının kökeni, zamanın geçişi ve yaşam deneyimi arasındaki ilişki üzerinde duruluyor. Bu bölümde ayrıca psikanalizin zaman muammasını aydınlatmaya yönelik temel paradigmaları ve katkıları ile psikanalitik tedavi sürecinde zamanın nasıl temsil edildiği gözden geçiriliyor; psikanalizin, zamanın algılanmasına ilişkin derinlik yaratan bir deneyim olduğu vurgulanıyor:
“…Seansın başında devrede olan, analizanı düşlemsel bir dünyaya sunan annesel zamanın tersine, seans sonunda varlığı hissedilen babasal zaman, onu iç gerçekliğinden, düşlemsel dünyasından ayırır ve yeniden dış gerçekliğe davet eder. Bu deneyim sonradan anlamlandırmayla yerini bulacak, işlenecek ve derinlik sağlayacaktır. Seansın zamanının sona ermesi gibi, insanın kendi zamanının da bir sonu vardır; yani o bir ölümlüdür, eksiktir, iğdiş edilmiştir. Zaman içinde varlık olma, ölüme doğru bir varlık olma bilincinin gelişmesini sağlar. Zamana ilişkin bütün bu deneyim süreci ruhsallıkta zamanın dördüncü boyut olarak temsilinin oluşabilmesinin yolunu açacaktır…”
Derlemede film tartışmaları bölümü bir psikanalitik komedi filmiyle açılıyor: Jan Švankmajer’in Hayatta Kalmak (Kuram ve Uygulama) filmini Andrea Sabbadini’nin yorumuyla sunuyoruz. Kayıp temasına yer verdiğimiz ilk bölümde Stephen Hopkins’in Peter Sellers’in Yaşamı ve Ölümü, Tim Burton’un Büyük Balık, Ingmar Bergman’ın Yaban Çilekleri, Özcan Alper’in Sonbahar, Ouine Lecomte’un Yepyeni Bir Hayat ve Michael Radford’un 1984 filmleri psikanalitik açıdan tartışılıyor. İkinci bölümde ise Alain Resnais’nın Hiroşima Sevgilim, Peter Howitt’in Rastlantının Böylesi, Mike Leigh’in Ömrümüzden Bir Sene, Victor Erice’in Yaşam Hattı, Anne Fontaine’nin Yasak Aşk, Theo Angelopoulos’un Sonsuzluk ve Bir Gün, Steven Speilberg’in Yapay Zekâ, Harold Ramis’in Bugün Aslında Dündü, Spike Jonze’nin Aşk, Peter Weir’ın Truman Show ve Marc Forster’ın Lütfen Beni Öldürme filmleri zaman teması bağlamında ele alınıp yorumlanıyor.
ANDREA SABBADİNİ YAVUZ ERTEN YEŞİM KORKUT ÖZDEN TERBAŞ BERRAK CİĞEROĞLU NİLÜFER GÜNGÖRMÜŞ ERDEM SİBEL MERCAN İREM ANLI NAYLA DE COSTER MERAL ERTEN MELİS TANIK SİVRİ
Hareketli İmgeler: Filmler Üzerine Psikanalitik Yansımalar
Avrupa Psikanalitik Film Festivali Direktörü ve Uluslararası Psikanaliz Dergisi’nin film bölümü editörü olan Andrea Sabbadini bu eserinde filmleri psikanalitik açıdan yorumlayarak anlaşılmasını hedeflerken onlarca filmi ele almaktadır. Filmleri sadece eğlence aracı olarak değil, karakterlerini, ruhsal eğilimlerini, öykülerini ve hikâyelerini keşfetmek ve anlamak için aydınlatıcı bir eser olan Hareketli İmgeler: Filmler Üzerine Psikanalitik Yansımalar, terapistlerin ve araştırmacıların olduğu kadar sinemayla ilgilenen herkesin ilgisi çekecektir.
“Sonuçta mesele sinemanın psikanaliz için veya psikanalizin sinema için potansiyel değerini öncelemek değil, onlara yapay bir ayrışma dayatmadan bu iki yaklaşım arasında yaratıcı bir gerilimi muhafaza etmektir.
(…)
Muhtemelen rahatsız edici bir şekilde sakinleştirici nitelikteki çınlayan zilleri olan atlı araba, ekrana yansıtıldığını gördüğümüz her şeyin ta başından beri bir rüya olduğunu göstermektedir; bu, düşlem ve gerçek, arzu ve arzunun doyumu gibi birbirlerinin varoluş nedenidir ve her zaman birleşmiş haldedir. Ve böylesi sanat eserleri, örneğin iyi bir film, en nihayetinde birbirinden ayırt edilemez olduklarını bize hatırlatma işlevine sahiptir.
(…)
Şimdi bize “Nedir?” sorularını sorduran bu merak oldukça haklı da görünüyor. Aslına bakılırsa bazı insanları film yapmaya yönelten, diğerlerine izlettiren şey meraktır. Bazı insanları psikanalist olmaya yönelten, diğerlerini de divana uzandıran şey meraktır. Ve yine, merak yüzünden bazıları psikanaliz ve sinema arasındaki karmaşık ve büyüleyici ilişki üzerine düşüncelerini yazmaya kapılırken, diğerleri de onları okumaya kapılmış olabilir.”
Andrea Sabbadini
Hareketli İmgeler’de Sabbadini beyazperdeden izleyiciye yansıtılanları psikanaliz deneyiminin ve kuramının sağladığı bir perspektifle yorumluyor; sinema sanatı içinde gelişen değişik akımlara yer vermesinin yanı sıra, film incelemelerini mitolojik öykülerle harmanlıyor, resim sanatının ve müziğin izlerini duyumsuyor ve içimizde değişik imgeleri harekete geçirerek zenginleşmemize katkıda bulunuyor. Hareketli İmgeler, çocukluktan, erişkinliğe evrilen süreçte insanın iç dünyasının sinemada nasıl temsil edildiğini betimliyor; bu süreçte, sinemada “gölgelerin ve ışıkların birbirini tamamlaması” gibi, insanın karanlık ve aydınlık yönlerinin de birbirini tamamladığını ortaya koyuyor ve sinemayla psikanaliz arasında bir köprü olma işlevini başarıyla yerine getiriyor.
Özden Terbaş